Astrid Erll tarafından kaleme alınan "The Hidden Power of Implicit Collective Memory" (Örtük Kolektif Belleğin Gizli Gücü) başlıklı çalışma, bellek çalışmalarında (memory studies) uzun süredir hakim olan ve sadece bilinçli, resmi anma törenlerine odaklanan anma çalışmaları (commemoration studies) geleneğini kökten sarsan ve bu alanın sınırlarını genişleten teorik bir makaledir. Erll, sokak lambasının altındaki anahtarı arayan sarhoş metaforunu kullanarak, araştırmacıların şimdiye kadar sadece görünür olan (bilinçli ve kimlik inşa edici) belleğe odaklandığını, ancak buzdağının altında kalan ve toplumsal eylemleri asıl şekillendiren örtük kolektif bellek dünyasının ihmal edildiğini savunur. Makale, geçmişin bugün üzerindeki etkisinin her zaman farkındalık gerektirmediğini, aksine çoğu zaman anlatı şemaları, stereotipler ve dünya modelleri aracılığıyla fark edilmeden geleceği şekillendirdiğini ortaya koyması bakımından devrimsel bir öneme sahiptir.
Makalenin içeriği, bilişsel psikolojideki örtük bellek kavramını sosyoloji ve medya çalışmalarıyla harmanlayarak disiplinlerarası bir köprü kurar. Erll, psikolojideki hazırlama (priming) ve sosyolojideki çerçeveleme (framing) kavramlarını kolektif düzleme taşıyarak, medya anlatılarının toplumsal zihinde nasıl otomatik tepkiler yarattığını açıklar. Özellikle sömürgeci geçmişin ve emperyalist anlatıların, resmi tarih kitaplarından silinse bile dilsel kalıplar ve medya şemaları aracılığıyla nasıl örtük bir şekilde varlığını sürdürdüğünü 1857 Hindistan Ayaklanması örneği üzerinden titizlikle analiz eder. Yazarın geliştirdiği ön-medyalaştırma (premediation) kavramı, geçmişten gelen medya kalıplarının yeni deneyimleri daha yaşanmadan önceden biçimlendirdiğini ve bu durumun toplumların geleceği düşünme biçimlerini bile kısıtladığını gösterir.
Bu çalışmanın asıl önemi, örtük belleği bir patoloji değil, toplumsal işleyişin temel ve kaçınılmaz bir parçası olarak tanımlamasında yatar. Erll, görünmez olanın gücünü görünür kılarak; ırkçılık, cinsiyetçilik veya ulusal önyargıların sadece bilinçli tercihler değil, örtük belleğin hızlı düşünme mekanizmalarının bir sonucu olduğunu belirtir. Bu bağlamda makale, bellek çalışmalarını sadece geçmişle ilgilenen pasif bir alan olmaktan çıkarıp; bilişsel bilimler, dijital medya ve etik sorumluluk ekseninde geleceği inşa eden aktif bir araştırma sahasına dönüştürmeyi teklif eder.
Makaleyi Okumak İçin Tıklayınız
KAYNAK/DOI: https://doi.org/10.1017/mem.2022.7